4 Ağustos 2013 Pazar

Düşler Kabuslar Ve Gelecek Masalları // Doğu Yücel



  • Bu incelememi dilerseniz Kayıp Rıhtım üzerinden de okuyabilirsiniz. 

“Gerçek bir tiyatro yapıtı sunmaya yönelik tüm çabalar halkın sonsuz yaratıcılığından esinlenmektedir. Ayağını Türkiye toprağına basan, halkın sorunlarına ortak ve kendisine sunulan küçük bir çıkarın büyüsüne kapılmayan onurlu sanatçılar vardır Türkiye’de. Onlar oldukça tiyatro da olacaktır.” –Erkan Yücel

Profesyonel yazarlık hayatının son 11 yılını Blue Jean dergisinde müzikle iç içe geçiren Doğu Yücel’in ilk kitabı olma özelliğini taşımaktadır Düşler, Kâbuslar ve Gelecek Masalları. Bir öykü kitabıdır bu, ardından iki kitap daha yazmıştır yazarımız. Sırasıyla; Hayalet Kitap, Varolmayanlar.



Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları, ilk baskısını 2000 yılında yapmıştır. Bu yıllarda ülkemizde fantastik edebiyat halen kendine bir yer bulamamış olmasına rağmen; gerek yazarın ilk kitabı olmasından, gerekse hayal gücünü elverişli bir şekilde kullanmasından dolayı eleştirmenler ve okurlardan geçer not almayı başarmıştır.


İlk baskı Çitlembik Yayınevi tarafından basılmış olup, 11 öykü içermektedir. 2. baskısı 2002 yılında Stüdyo İmge Yayınları tarafından yapılmıştır ve bu baskıda içerisine “Para Adam” isimli öykü de eklenerek öykü sayısı 12’ye çıkarılmıştır. Kitabın baskıları maalesef tükenmiş, basımının üzerinden 10-12 yıl geçmiş durumda. Sahafları gezip -şans sizinle ise- bulabileceğiniz veya internette bazı sitelere düştüğünde temin edebileceğiniz bir kitap bu. Yani hemen ümidinizi yitirmeyin.



Kitabın içeriğinde 12 öykü var demiştik, onları şöyle sıralayabiliriz: “Rüya Çocuk”, “Bariyer”, “Tiyatrodaki Hayat”, “Ölümsüzlüğün Gıcık Sırrı”, “Hayalperest”, “İlahi Düello”, “Büyük Aşklar Küçük Harfle Yazılır”, “Ölü Sevgiliye Mektup”, “Binbir Gündüz Masalı”, “Aşk, Şeytan ve ÖYS Üçgeninde Bir Faust”, “Hayalet Geminin 14 Delisi”.

Kitabın hemen başında, yazarımız Doğu Yücel’in, bu ilk kitabını 1985 yılında bir trafik kazasında kaybettiğimiz değerli sinema ve tiyatro sanatçısı, babası Erkan Yücel’e ithaf ettiğini görüyoruz.

Sayfaları çevirdiğimizde ise bizi karşılayan ilk hikâye “Rüya Çocuk” oluyor. Her gece rüya gören, her sabah uyandığında rüyasını unutan bir karakteri anlatıyor öykü. Sabahları uyandığında annesine rüya gördüğünü, annesi rüyanın ne olduğunu sorduğundaysa unuttuğunu söyleyen çocuk; düşlerinde yeri geliyor peşindeki iki pembe elbiseli polisten kaçıyor, yeri geliyor kendini yontma taş çağında bulup ilk insanları ve dinozorları görüyor. Hatta platonik âşık olduğu kız ile dans da ediyor. Okurken içinizden “Nereye kadar rüya görecek ve unutacak?” demenize ramak kala, yazar öyküyü beklenmedik ve güzel bir son ile noktalıyor.

“Hayalleri gerçekleştirecek yeteneğim varsa bile bunun ne önemi var hayalsiz bir bedende? Varın bana hayalperest deyin. Hayallerin söndüğü bir dünyada bir hayalperest yaşayamaz.”


Kitaptaki 3. hikâyeye gelelim. “Tiyatrodaki Hayat”. Uğur Önçağ tiyatro aşkıyla yanıp tutuşan bir oyuncudur. Kendi tiyatrosunu kurmuş, oyunlar yazmış, kendi yazdığı oyunları yönetmiştir. Turnelerde elektriksiz köylere tiyatro götürdüğü anlatılmıştır hep. Ne darbe, ne savaş, ne hapishane, ne de 10 yıldır peşini bırakmayan hastalığı engel olmuştur oynamasına. Hastalık gücünü zayıflatmış, sesini titrek hale getirmiş, vücut kontrolünü kaybettirmiştir ama o yine de büyük bir aşk ile oynamaya devam etmiştir. Bakalım 10 yılın ardından hastalık iyice kendini gösterdiğinde okurları ne gibi bir sürpriz bekliyor olacak?

Kitaptaki bir diğer öykü ise “Ölümsüzlüğün Gıcık Sırrı”. 8 ışık yılı uzakta olan, Neyorik adlı bir gezegenden gelen Yorb, bir televizyon programına çıkıp ölümsüzlüğün sırrını açıklar. Açıkladığı anda sunucunun ve televizyon başındakilerin tepkisi ne olur? Peki ya bu sır ne? Doğru mu? Herkes bu sırra inanıyor mu? Ölümsüz olabilmek için insanların ne yapması gerekiyor? Yorb, bu sır dışında başka neleri açıklıyor? Yorb’un insanlar hakkındaki düşünceleri ne? Her şeyin cevabı için sayfa 53’ü çevirmeniz yeterli…

“Hayallerin adamını anlatmamı istiyorsunuz benden. Öyleyse anlatacaklarımın da hayali olabileceği konusunda uyarmalıyım sizi.”



Kitabın 5 numaralı öyküsünün adı ise “Hayalperest”. Şahsen bu benim en sevdiğim 2 öyküden biri(bir diğeri ise “Tiyatrodaki Hayat”). Yazar Doğu Yücel, bu öyküde öykünün adından da anlaşılacağı gibi hayalperest birisini anlatmaktadır. Yücel, öyküyü hayalperestin arkadaşının ağzından yazmıştır. Ayrıca öyküdeki bazı noktaların yazarın hayatı ile paralellik gösterdiğini söyleyebiliriz. Kısaca, “öykü yazarından alıntılar taşıyor” dememiz de mümkün. Bunların ne olduğunu soracaksınız tabii. Hemen birkaç örnek vereyim o zaman sizlere; öyküdeki hayalperestin babası da Doğu Yücel’inki gibi tiyatrocudur ve hayalperestin babası da Doğu Yücel’in babası gibi bir trafik kazasında vefat etmiştir. İkinci ortak nokta ise hayalperestin de Doğu Yücel’in de babasını ölümün ne olduğunu anlayamayacak bir yaşta kaybetmiş olması.(Doğu Yücel babasını 8 yaşında kaybetmiştir.) Sizlere sunacağım son ortak nokta ise şudur; hayalperestin hayali bir gezegeni vardır, Kartopu gezegeni. Kartopu; Doğu Yücel’in de hayali gezegenidir ve o da hayalperest gibi güçleri, karakterleri ve kostümleri birbirinden farklı onlarca kahraman yaratmıştır küçücük bir çocukken. Hikâyeler kurmuş, sonra onları okul defterlerinin arkasına yazmıştır ve Kartopu hikâyeleri birçok defter eskitmiştir. Benim bu öyküyü bu kadar çok sevmemin nedeni bu ortak noktalar olsa gerek. Bakalım sizlerin yorumları ne olacak ve Yücel öyküde sizlere hayalperest hakkında başka neler anlatacak?

“Ölümden önce söylenen aşk cennete akar, cehennemde olsan bile bulur seni, ölümcül alevlerin içinde serinletir ruhunu.”


Sizlere sunacağım son öykü; “Ölü Sevgiliye Mektup”. Kitabın 8 numaralı öyküsü. Kont Drakula’nın ölen karısı Elizabeth’e yazdığı mektuptur bu öykü. Drakula, eşi öldükten sonra yalnız kaldığını yazar mektuba. Elizabeth’den sonra at arabalarını da özlemiştir çok. Bir de isyanı vardır mektubunda. “Korku öldü, insanlığın kalbinde. Bir zamanlar insanlar adımı duyduklarında titrerler, akıllarına ilk gelen duayı mırıldanırlardı. Bugünlerde ise komedi filmlerinin komik figüranı, Hollywood’un malzemesi oldum.” diyerek anlatır isyanını. Bir zamanlar kanını içtiği, öldürdüğü insanlık tarafından işinden kovulduğunu söyler. İnsanların aşkı yok etmesinin kendisini öldürdüğünü söyleyen Drakula; mektubuna “Aşkı yaşatmanın alemi yok, artık. Öldürüyorum aşkı. Son hançeri ben saplıyorum. Cehennemde görüşürüz,” diyerek son noktayı koyar.

Doğu Yücel’in hayatından da izler taşıyan bu birbirinden güzel öyküleri okumanız için şu anlık iki seçeneğiniz mevcut fakat ikinci seçeneğin şüpheli olduğunu belirtmek isterim. İlki; kitabın baskısı tükenmiş olduğundan, sahaflardan veya çeşitli kitabevlerinden arayıp bulmak. Bir diğeri ve şüpheli olan ise; yeni baskıyı beklemek.

2 yorum: